Aybar sözcüğünün karşılığı Sayokan’da eğitimci olmak demektir. Yabgu dahil Yabgu’ya kadar olan tüm ungun (unvan) sahibi herkes aybardır. Aybar, varlık nedenini iyi bilendir ve ona göre de fiiliyatları olan kişidir. Her daim kendini düzeltme noktasında bir savaşçı gibi kararlı, çetin ve kavidir. Nefsiyle vahamete düşmeden sürekli kararlı savaşan biridir. Aybar, karşısındakini eksikleyen, hatalayan değil, kendi eksiklerini tamamlamaya, hatalarını düzeltmeye çalışan biridir. Merhametlidir ama merhametin aşırısını bilir. Serttir, erkişidir, askerdir, ama kalbi-idir, nefsi için yeteneklerini, maharetini kullanmaz. Gururlu değildir ama onurlu ve şereflidir. Bundan dolayı korkusuzdur. Kendisini, kendi arzu ettiği bir yere koyup, kendini tanımladığı biçimde tanımlanmasını beklemez. Çünkü bu arzu sadece egonun (nefsin) eseridir. Egosunun arzularını gerçekleştirmeye çalışan ve peşinden koşan bir kişi Aybar olamamıştır. Bir Aybar, Sayokan’da yeterli olup olamadığının, söz ve eylemlerinin doğru olup olmadığının kaygılarını duyar, kalbi ile denetler. Aybar müsteriidir, sakindir, sükûnet içindedir. “Ben” bilirim davasında değildir, alemde el üstünde el olduğunu iyi bilir ve tartışmalara malzeme olmaz.
Aybar, kin ve öfke duygularına sahip değildir. Kızar ama kendisi için değil, nefsi için değil, karşısındakinin zararlardan korunması ve mutluluğu için kızar. Aybar bir savaşçı olduğuna göre, savaşçılar daima ölümü düşünürler, bundan dolayı bu inançla kavminin yararları için güzel ve hayırlı işler ortaya koyar. Yaptıklarının karşılığında makam, iltifat, teveccüh, övgü beklemez. Halktan değil, Hak’tan ister. Kader ve kazaya inanır, o sadece doğruları yapar. Hayalci değil gerçekçidir. Bundan dolayı, bugününü doğrularla donatmaya çalışır, yarının kaygılarını bugünden taşımaz. İltifat ve övünçlere nefsini kapatır. Bu tür tepkilere kapısını kapatır. Sebeplere el açmaz, sebepleri yaratanın müsebbip (Tanrı) olduğunu bilir ve O’dan bekler. Bela ve sevinçlerde aşırı tepki sahibi değildir. Onun için bela ve sevinçlerin önemi birdir. Belalarda feryat etmez, isyan etmez, sükunet içinde, vakarlı duruş sahibidir. Belaları sorgularken merkeze kendini oturtur ve hangi hatalarından dolayı karşılaştığını sorgular. Başkalarını suçlamaz. Sevinçlerinde ve başarılarında da “Ben” demekten kaçınır. Övgü, taktir beklemez yine sükun içinde vakarlı durarak. Doğruları yapmaya devam eder. Eksik ve hatalarını, başkalarını eksikleyerek, hatalayarak örtbas etmeye çalışmaz. Çünkü bu erkişinin işi değildir.
Aybar olmak, ungun (unvan) sahibi olup, bele sekmeninin (Derece) kuşağını takarak ortalıkta gurur satmak demek değildir. “ben bilirim” diyenden Aybar olmaz.
Milli önderimiz Atatürk’ün aşağıdaki şu sözleri bir aybarda bulunması gereken hususiyetlerin bir kısmını açıkça dile getiriyor.
“Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz.”
“Her çeşit spor faaliyetlerini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır.”
“Şunun bunun teveccühünden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, bugününüzü bilmem, fakat geleceğiniz çürük olur.”
“Bir fert için olduğu gibi, bir millet içinde kudret ve kabiliyetini fiili eserleriyle gösterip, ispat etmedikçe, itibar ve ehemmiyet beklemek beyhudedir.”
“Efendiler; yetişecek çocuklarımız ve gençlerimize görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumunu öğretmelidir. Dünyadaki milletlerarası duruma göre böyle bir savaşın gerektirdiği terbiye unsurları ile donanmış olmayan fertler ve mahiyette fertlerden toplanmış cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur. Silahla olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf karakteri kabiliyetle doludur. Ancak tabii kabiliyeti bilecek bilgilerle donanmış vatandaşlar lazımdır.”
“Milletlerin tarihini bilmeyen nesilleri, içlerinde milletlerine karşı canlı bir ilgi ve sorumluluk duygusu da hissetmezler. Böylelerinin yabancı tesirlere kapılması ve yabancılara köle olması çok kolaydır.”
“Fikri gelişmeye olduğu gibi, bedeni gelişmeye de önem vermek ve özellikle milli karakteri, derin tarihimizin ilham ettiği yüksek derecelere çıkarmak lazımdır.”
“Milli terbiye esas alındıktan sonra onun dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zarureti münakaşasız kabul edilecek bir konudur.”
“Gençler, siz almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin en kıymetli timsali olacaksınız.”
“Bir insan, hayatında büyük bir başarı kazanabilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o başarı da unutulmaya mahkûmdur. Onun için çalışmak ve daima başarı aramak, herkes için esas olmalıdır.”
“Kendinizden verdiğiniz hiçbir şey sizden bir şey eksiltmez.”
“Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır.”
“İnsanlar daima, soylu ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu tarzda yürüyenler ne kadar büyük fedakarlık yaparlarsa o kadar yükselirler.”
“Her şeyden önce maneviyat, kalp ve vicdan gücü yüksek tutulmalıdır.”
“Bir millette, özellikle bir milletin işbaşında bulunan yöneticilerinde, şahsi istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan daha üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.”
“Yaşamak maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmektir.”
“Milli duygu ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca amildir. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
“Türk neferi kaçmaz, kaçmak nedir bilmez. Eğer, Türk neferinin kaçtığını görmüşseniz, derhal kabul etmelidir ki, onun başında bulunan en büyük komutan kaçmıştır.”
“Bir insan eğer hayatında başarılı bir iş yapmışsa, o iş tarih ve millete mal olmuştur. O şahıs sadece onunla övünerek kalmak isterse, bu insanı tembelliğe götürür ve yeni başarılardan yoksun kılar.”
“Dahi odur ki ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit, herkes onlara “delilik” der.”
“Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.”
“Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye mani hiç bir şey ihtiva etmiyor…”(1923)
“Şimdiye kadar takib olunan tahsil ve terbiye usullerinin, milletimizin gerilemesinde en mühim etken olduğu kanaatindeyim. Onun için milli terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından ve yaradılışımızla hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen tesirlerden tamamen uzak milli seciye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü milli davamızın inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Lalettayin bir yabancı kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin milletin seciyesidir.”
Bilmek, bildiğini yaşamak demektir. Yoksa bilgiyi sırtında taşıyıp, kâh hamal kâh bilgi taşıyan merkepler ortalıkta çoktur. Çünkü bilmek idrak etmektir, idrak edilen yaşanır. Nefis bu bilgiyi arzu ettiğinde kullanmak ister, buna ukalalık diyoruz. Bilgili görünmekle (!) bilgiyi yaşamak aynı şeyler değildir. Biri nefsi-idir, diğeriyse kalbi-i. Aybar kalbi-i olmalıdır.
Liyakat noktasında ise, teknik kabiliyetleri üst seviyededir. Sayokan tekniklerini pratikte gösterebilir, uygulayabilir seviyede olmalıdır. Aybar bu hususiyetlere sahip olmak zorundadır…






BİZİ TAKİP EDİN